‘Şahitliğimiz dahi bizi politik kılıyor’

Ümran Avcı – Caner Almaz’ın “Yaşamaklar” ile başlayan, “Duvarlar” ile devam eden üçlemesinin son kitabı “Boşluklar” okurla buluştu. Almaz; 1980 öncesi Türkiye’sinin kaotik günlerini aşk, dostluk ve ihanet üzerinden anlattığı “Duvarlar” ile NDS Edebiyat Ödülü’nü almıştı. Yazar, “Boşluklar”da sırtını yine ülkenin siyasi atmosferine yaslıyor. Geçmişin gölgelerinin kuşaklara nasıl sirayet ettiğini, insanların bilerek ya da farkında olmadan göz yumduklarının nelere mal olabileceğinin altını çiziyor. Yazarın alt metinde gizlediği ana fikir ise net: Tanıklık edip sustuğun, sineye çektiğin kötülük bir gün seni de bulur. Çünkü kötülük sıçrar…

“Duvarlar”daki mesele insanı çepeçevre saran sertlikler, labirentlerdi… “Boşluklar”da hayatımıza insan eliyle iktidarlar eliyle açılan gedikleri doldurmak için verdiğimiz mücadeleye odaklanıyoruz.

“Duvarlar”, 1970’li yılların Türkiye’sine odaklanıyordu; “Boşluklar”da ise aynı karakterlerin ve onların çocuklarının 2010’lu yıllarda neler yaşadığını ve yıllar içindeki dönüşümlerini anlatmaya çalıştım. Ülkemizin yakın tarihinde, son 50 senesinde yaşanan siyasal ve toplumsal olaylar, tüm bu olayların tarafı olmasak da hayatlarımızı etkiliyor. Şahidi olmasak ya da henüz doğmasak da yaşanan travmatik hadiselerden etkileniyoruz. Toplumun parçası olmak buna yetiyor. Gerek aileden gerekse toplumdan bu bize miras kalıyor. Üstelik bu sadece bizim toplumumuza has bir durum da değil. Her coğrafyada benzer domino etkilerini gözlemlemek mümkün. Dünya edebiyatının hem klasik hem de çağdaş eserlerinde bu etkiyi aktaran, işleyen metinlerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Yani ortak dertlerimizden biri geçmişin izleriyle günümüzde mücadele etmek. Her insan, her toplum bu görünmez dertlere karşı kendince bir çözüm arayışında. Son 10 yılda kaleme alınan büyük eserlerin benzer izlekte olması ve büyük ödüllerin otobiyografik ve bireysel tanıklığa dönük eserlere verilmesi de bunun bir göstergesi diye düşünüyorum.

İnsanların hayat hikâyeleri devleti yönetenlerin aldığı kararlardan azade olamıyor. Tüm dünya insanları için siyaset dediğimiz şey uzunca zamandır kapımızın dışında kalamıyor dersek yanılır mıyız?

“Boşluklar”da başkarakterlerden birisi olan Kenan, ‘politik’ olmaktan kaçamayacağını deneyimliyor. Ne yaparsa yapsın, hangi duruşu sergilerse sergilesin politikleşeceğini fark ediyor. Bugün tüm dünyada insanlığın yavaş yavaş farkına vardığı bir keşif ancak yüzyıllardır hem teoride hem de pratikte defalarca kez ortaya konan bir sistem eleştirisi bu. Bizler, insanlar istesek de istemesek de politik canlılarız. Bundan kaçışımız yok. Siyasete dahlimiz olsa da böyleyiz, olmasa da. Parayı nasıl kazandığımızdan nasıl harcadığımıza, nasıl giyindiğimizden nerede yaşadığımıza kadar her şey bizi günümüzde politik kılmaya yetiyor. Doğal olarak dünyadaki siyasi gelişmelerden etkileniyor ve dönüşüyoruz. Bu bizim kontrolümüzde olmadan gerçekleşiyor, şahitliğimiz dahi bizi politik kılıyor. Olmak ya da olmamak meselesi, tüm dünyada ses çıkarmak ya da çıkarmamak meselesine dönüşmüş hâlde.

 “Keşke anne babalarımızı gençken, mutluyken, hayatla sınanmamışken görebilme imkânımız olsaydı” diyorsunuz romanda. 

Üç romanımın da çıkış noktası aslında bu… “Duvarlar”da hikâyesini anlattığım dönemin gençleri, hayatlarının henüz baharındayken maruz kaldıkları zorluklar ya da kendi çıkarları için bazı tercihler yapıyorlar. Ve bu tercihler birçok insanın hayatını etkiliyor. İnsanlar yerinden yurdundan oluyor, sevdiklerini kaybediyor, kimisi babasız, kimi anne babasız kalıyor; kimisi toprağın altına giriyor kimiyse ömrü boyunca hayatta kalmayı yaşamak zannediyor. Aldığımız önemli, hayati kararlar o an için sadece bizleri ilgilendiriyor ve etkiliyormuş gibi dursa da uzun vadede çok fazla insanı ve koşulu etkiliyor. Bunu anın içerisindeyken fark etmiyoruz ancak üzerinden zaman geçtikten sonra her şey berraklaşmaya başlıyor. Şartlar gereği üniversitede istemediği bir bölümü seçen bir genç aslında hayatı hakkında büyük bir karar verdiğinin bilincinde olmayabiliyor. Bu örnekleri kişi ve konu hakkında çoğaltmak o kadar kolay ki. Kimse bile bile hata yapmak istemez. Bazen şartlar öyle bir noktadadır ki mecburiyet ve teslimiyet bize başka şans ve tercih imkânı bırakmaz. O anlar ve kararlarsa çok fazla insanın hayatını değiştirir…

Author: admin